Lütfen Bekleyin Sayfa Yükleniyor

Bağımlılık mücadelesinde borazancıbaşı - Zafer Ercan

Çok sevdiğim bir dostum bir gün beni aradı ve çok sevdiği bir ailenin benden yardım istediğini söyledi. Ben de her zaman ki gibi “elimden geleni yaparım” dedim. O zamanki işlerimin yoğunluğu sebebiyle en yakın zamanda yardım edebilmek için sevdiğim dostumu ve yardım isteyenleri evime davet ettim. Güzel bir kahvaltı sofrasında bağımlı yakınları için benden yardım isteyen o güzel insanlara var olan bilgilerimi sunmak için elimden geleni yaptım.

Bağımlı yakınlarının kurtulması için her yolu deneyen bu aile, yalnızca bana gelmekle de yetinmemişti. Yurtdışından iki gün önce benim gibi bağımlılık danışmanlığı yapan, hatta ülkesinde kendi merkezi olan bir danışmanı da getirtmişlerdi. Ben anlattıkça, bana sorulan tüm soruları cevapladıkça, tercüman yabancı bağımlılık danışmanına aynı anda çeviri yapıyordu. İki saate yakın görüşmemizin sonunda, beni can kulağı ile dinleyen aile üyelerinden birisi; “Emilly iki gün önce davetimizle bu konuda bize yardıma geldiği günden bu yana ne anlattıysa, sanki onunla önceden konuşmuşsunuz gibi aynısını anlattınız.” dedi.

Emilly, bağımlı yakınının bu söylediğini tasdik etti. Aynı dili konuşmasak da, bağımlı bir insana yardım etmek konusunda bilgi ve gönül birliğimizin tıpa tıp aynı olduğu kesindi. O anda aileye okyanusları geçerek, kıtalar aşarak birini getirtmeye hacet olmadığını elbette söylemedim. Çünkü bağımlı yakını olan aileler, sevdiklerinin bağımlılıktan kurtulması için kıtanın bizzat kendisini bile getirmek gerekse, onun bile bir yolunu ararlar. O yüzden ailenin o anda hem bir yabancı profesyonel, hem de benimle bu işin çözümü için buluşması olması gerekendi. Bağımlılık insani bir sorundur. Başka bir ülkede Emilly de insana yardım ediyor, ben de kendi ülkemde insana yardım ediyorum. O İngilizce, ben Türkçe konuşuyorum ama bağımlılık tüm insanları beyninden vuruyor.

2001 yılında bağımlılıkla mücadele anlatıcılığına başladığım günlerde, kendi teşkilatım “Bunu anlatmak bizim işimiz değil” diyordu. İşin şaka gibi olan tarafı da, diğer dinamikler de “Bunu anlatmak polisin işi değil” diyordu. Biz anlatanlar da o günlerde “herkese muhakkak, bağımlılığı anlatmak zorundayız” diyorduk. Yani anlayacağınız anlatmak için gönüllü olmak bile yetmiyordu! Şimdilerdeyse, yıllarca kimse taşın altına elini sokmazken sokan “polis anlatıcılar” neredeyse bu işi hiç yapmamış da, şimdi ki anlatanlar Amerika’yı tam da şu an keşfetmiş gibi davranıyorlar. Bu durum neye sebep oluyor? Sıfırdan başlamak neye sebep oluyorsa elbette buna sebep oluyor. Canım Ülkem vakit kaybediyor, evlatlarımız ölüyor.

2004 yılında I. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresine konuşmacı olarak katılmıştım. Bağımlılık alanında çalışan insanları rakam olarak o zamanlar saymak çok kolaydı çünkü çok azlardı. O zamanki kıymetli uzmanlar hala bu alanda çalışmaya devam ediyorlar ve bugünlerde bu sayı arttı. Ancak nicelik, nitelikle orantılı mı derseniz orası tartışılır. Çünkü bağımlılık sorununun geleceğini görüp bu alanda karın ağrısı çeken uzmanlarla, sorun geldikten sonra uzman olmaya karar verenlerin elbette bir farkı olmalı. Bunu derken de gereksiz bir alınganlığa inanın gerek yok. Yıllar içerisinde bağımlılık mücadelesinde yer alıp, sonrasında bambaşka alanlara geçen uzmanlar bunun zaten ispatı olacaktır. Bağımlılık alanında çok para kazanmak bile bazı uzmanların bu alandan göç etmesine engel olamaz. Çünkü bağımlılıkla mücadele, yeniden “insan inşa etme sanatı”dır ve malum herkes sanatçı olamaz. Yani kazanılan para, tek başına, bu alanda mücadele etmek için yeter şart değildir.

Konuyu tam da şuraya bağlayacağım: Bağımlılıkla mücadele alanında, kim ne hizmet verirse çok kıymetlidir. Çünkü sorun o kadar çok büyüdü ki, son zamanlarda bu alanda mücadele eden uzman sayısı artsa da, bu artış uyuşturucu sorununun artış hızı ile aynı oranda değildir. O yüzden her kim elini taşın altına sokuyor ise o eller öpülesidir. Bu konu siyaset üstü bir konudur, ancak siyasetin de o taşın altında eliyle değil tüm bedeniyle yer alması mücadelenin etkin-etkili olması için olmazsa olmazdır. Yapılmayanları sayarak, yapılanların da yapılması için neden geç kalındığını tartışarak vakit kaybedecek bir zamanda değiliz. Yapılanların geliştirilmesi, henüz yapılmayanların da bir an önce yapılması hayati önemlidir çünkü mesele çocuklarımızın hayatıdır.

Psikiyatristlerin, psikologları, psikologların bağımlılık danışmanlarını, en büyük STK’nın diğer küçük STK’ları, bağımlılık mücadelesinde küçümseme veya yok sayma lüksü, bunca çocuğumuz bağımlıyken ve hala ülkemizde bir sistem yokken, fazla lükstür. Hele hele Bağımlı psikolojisi ile suç psikolojisi iç içe kavramlarken, bağımlılar aynı zamanda enva-i çeşit suç işlerken bu alanda uzman olan polisleri, bağımlıların tedavisi ve rehabilitasyonunun dışında tutmak ultra lükstür.

Bağımlılık alanında mücadele edenlerin birbirlerini israf etmesinde iyi niyet yoktur. İlla kendi borazanım ötsün diyorsan da, o borazan elbet bir gün; dö, ra, me, fi, so, söl diye ses çıkaracaktır. Yoksa senin nota bilgin zaten böyle miydi?

Zafer Ercan

28 Ocak 2016

zafer@zaferercan.com

twitter/zaferercan



Yazıyı Paylaş